Ekzobiyoloji...

Sevgili Dostlarım, Canlılık konusu, aslında dünyayla sınırlı bir olgu değildir. Genel anlamda canlılık konusu evrensel bir olgudur. Bunu dünya gibi, evrende toz zerresi kadar olan bir uzaysal obje ile sınırlamak çok dar bir görüş olur. Çünkü bugüne kadar yapılan araştırmaların sonucunda elde edilen bilgiler, belgeler, gözlemler ve araştırmalar bunu söylemektedir. Kısaca uzaysal bilgilerimizi hatırlayacak olursak Galaktik ölçüleri veya Güneş sistemi ile ilgili ölçüleri göz önüne getirirsek bir de dünyanın boyutlarını göz önünde tutarsak görürüz ki, şu an üzerinde yaşadığımız dünya gezegeni bu boyutlar ölçüsünde hemen hemen hiç durumunda kalmaktadır. Dolayısıyla bu küçücük ölçüler içine canlılık gibi evrensel bir olguyu sığdırmak, sıkıştırmak ne kadar doğru olur? Çünkü şu anda dünya dışı canlılıkla ilgili pek çok belge, gözlem, araştırma ve hatta tarihsel bulgular bulunmaktadır. Bu bilgiler ışığında ortaya çıkan sonuç Evrende yalnız olmadığımız yönündedir. Dünya dışı canlılık konusu bir olasılık değildir. Dünya dışı canlılığın yaygınlığı söz konusudur. Evrenlere dağılmış olması söz konusudur. Hatta çok değişik şuur düzeylerindeki varlıklar evrenlere yayılmış vaziyettedir...

Dünya dışı canlılık yani bilimsel adıyla ''Ekzobiyoloji''  konusunda yapılan araştırmaları 3 ana başlık altında incelemek mümkündür...

l- Meteorlarla ilgili araştırmalar...

2- Yapay atmosfer araştırmaları...

3- Radyoteleskoplarla yapılan Yıldız dinleme operasyonları...

 

''Meteorlarla ilgili araştırmaları şu şekilde özetleyebiliriz''...

Yapılan araştırmalar sonucunda, uzaydan dünyamıza sürekli olarak meteor yağmurları olduðu görülmektedir. Dolayısıyla dünyamıza dış uzaydan bazı partiküller gelmektedir. Bunların üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda bilim adamları organizma sporlarına rastlamışlardır. Aminoasitlere, Yağ asitlerine, Hidrokarbonlara ve organik bileşiklere rastlamışlardır.

Hatta Meteoritlerden bir kültür bile oluşturulmuştur...

 

Yapay Atmosfer araştırmaları...

1953 yılında Stanley Miller adlı bir bilim adamının dünyanın oluşumu sırasındaki atmosferini laboratuvar ortamında yapay olarak meydana getirmesiyle başlamıştır. Bu atmosferin içerdiği maddeler şunlardan oluşmaktadır. Metan, Su buharı, Amonyak, Karbondioksit ve Siyanhidrik asit bileşikleri. Görüldüğü gibi bunların hepsi, su buharı hariç şu anda bizler (canlılar) için zehir durumundadır. Görüldüğü gibi dünyada canlılık, şu an bizler için zehir sayılabilecek bir ortamda başlamıştır. Yapılan bu araştırmalar sonucunda; Evrende canlılığın, yani hayatın meydana gelebilmesi için suyun ve oksijenin şart olmadığını söyleyebiliriz...

 

Radyoteleskoplarla ilgili...

araştırmaların başında ise, 1960'larda Amerikanın önemli astronomlarından biri olan Prof. Frank Drake tarafından başlatılmış olan Ozma Projesi vardı. Projede o zamanın radyoteleskoplarıyla uzaysal objeden gelen sinyal tipleri dinlenmeye başlandı. Bunun uzantısı olarak günümüzde de hala SETİ (Search for Extra Terrestrial Inteligence ) Dünya Dışı Yaşamı Araştırma Projesi sürdürülmektedir. SETİ projesinin arkasında bugün NASA destekli olmak üzere Planetary Society bulunmaktadır. Ve bu araştırmalar günümüzde de yıldız dinleme projesi olarak devam etmektedir...

Bu çalışmaların paralelini Rusyada da görmekteyiz. Örneğin; Gorki gözlemevi müdürü Prof. Vesvolod Troitsky, "Başka medeniyetlerin bizi elektromanyetik dalgalarla taradığına kuvvetle inanıyoruz. Bunun sonuçlarını er ya da geç alacağız" demektedir. Prof. Troitsky'nin belirttiğine göre, Kuzey Kafkasya Dağları'nda 1973 yılında yeni ve büyük bir gözlemevi açılmıştır. Bu gözlemevinin optik teleskobu Palomar Dağı'ndakİ 200 inçlik teleskoptan daha büyüktür. Radyoteleskobu ise 2000 feet çapındadır. Bu iki teleskop zeki sinyallerin saptanması çalışmalarında dönüşümlü olarak kullanılmaktadır...

Moskova Devlet Üniversitesi Radyo Astronomi Direktörü olan Prof. Josif Shklovsky ise dünya dışı bir medeniyetle temasın çok yakın olduğunu ifade etmektedir. Tüm bu gelişmelerin paralelinde dünyanın çeşitli üniversitelerinde de konuyu incelemek amacıyla "Ekzobiyoloji" adı altında dünya dışı hayat'ı araştıran kürsüler kurulmuştur...

''Bunlara örnek olarak: Alabama, Missisipi, Hamburg, Kiel, Utretch, Mainz, Boston Üniversiteleriyle Edison Sommunity, Moorpark Junior, Victor Halley ve Londra'da ki Marley Koleji'ni gösterebiliriz''...

Astronom Harlow Shapley..

Evrende zeki hayat konusunda astronomların matematiksel hesaplamalarına göre Örneğin: Astronom Harlow Shapley'e göre teleskopların görüş alanı içinde (100 Katrilyon) adet yıldız bulunmaktadır. Bu yıldızların binde birinde hayat için elverişli koşulların bulunduğunu kabul ettiğimizde, geriye (100 Trilyon) adet yıldızın kaldığını söylemektedir. Bunların binde birinde hayata uygun atmosferin bulunduğunu farz edersek, geriye (100 Milyar) adet yıldızın bulunabileceğini ileri sürmektedir...

Astronom Harlow Shapley, daha da ileri giderek, bunlarında binde birinde hayatın ortaya çıkabileceğini kabul edersek, şu anda üzerinde hayat olan gezegen sayısı (100 Milyon) adettir. Isaac Asimov, "Sadece galaksimiz Samanyolu'ndaki yaşanabilir gezegenlerin sayısının 650 Milyon olması gerektiğini hesaplamıştır. Bu sounca göre en azından gözlenebilir evrenin tümünde, 2 Milyar adet yaşanabilir gezegen bulunmaktadır" demektedir...

 

 

EVRENDE ZEKi HAYATIN BİLİMSEL KANITLARI...

NASA, Ağustos 1989'da insansız uzay aracı Voyager 2'yle Neptün gezegenin yanından geçti ve dünyaya resimler ve çeşitli veriler yolladı. Bu araç dünyaya ışık hızında bile varması 4 saat süren darbe sesleri yolladı. Bu darbeler dünya üzerinde NASA'nın uzay ağını oluşturan radyoteleskopları aracılığıyla yakalandı ve sonra zayıf sinyaller Pasadena / California'da bulunan NASA'nın Jet îtki Laboratuarının gelişmiş tesislerinde elektronik sihirbazlık yoluyla fotoğraflara, tablolara ve diğer veri biçimlerine çevrildi...

Neptün ziyaretinden 12 yıl önce Ağustos 1977'de fırlatılan Voyager 2 ve refakatçisi Voyager l'in aslında sadece Jüpitere ve Satürn'e ulaşması ve daha önce Pioneer 10 ve Pioneer 11 adlı insansız uzay araçları tarafından bu iki dev gazımsı gezegen hakkında elde edilen verileri artırması niyetleniyordu. Ama kayda değer bir deha ve beceri ile JPL bilimcileri ve teknisyenleri, dış gezegenlerin nadir bir şekilde hizaya girmesinden faydalanarak ve bu gezegenlerin yerçekimi güçlerini "sapan" gibi kullanarak Voyager 2'yi ilk önce Satürn'den Uranüs'e sonra da Uranüs'ten Neptün'e fırlatmayı başardılar...

Voyager 2 den gelen elektronik sinyaller Helyum, hidrojen ve metan gazlarından oluşan bir atmosferin kucakladığı, dünyanın kasırgalarını küçücük kılan, burgaçlı, yüksek şiddette rüzgarların süpürdüğü güzel bir mavi-yeşil renge sahip, turkuaz bir gezegeni açığa çıkardılar. Beklendiği gibi atmosfer ve yüzey ısıları donma noktasının altındaydı ama Neptün'ün, beklenmedik biçimde, gezegen içinden çıkan bir ısı yaydığı bulundu. Neptün'ün bir gaz devi olduğu yolundaki daha önceki fikirlerin aksine gezegenin, JPL bilimcilerinin kelimeleriyle, üstünde "su buzundan oluşan yarı erimiş bir kanşım"ın yüzdüğü kayalık bir çekirdeğe sahip olduğu, Voyager 2 tarafından belirlendi. Neptün'ün 8 uydusu olduğu saptandı. Ve bu uyduların en büyüğüne Triton adı verildi. Triton'un yapısı da Neptün gezegenine benziyordu. Yakın plan resimleri çok garip bir türden volkanik aktivite olduğunu önermekteydi. Gök cisminin aktif, sıcak iç kısmının dışarıya püskürten erimiş lavlar değil, sulu buz fıskiyeleri olduğu ortaya çıktı. Hazırlık aşamasındaki değerlendirmeler Triton'un geçmişinde yüzeyde akan sular olduğunu, hatta jeolojik ölçeğe göre nispeten yakın zamana kadar yüzeyde göller bile olduğunu belirtmekteydi...

NASA, Voyager 2 uydusu aracılığıyla Uranüs'ün de gazlarla değil sularla kaplı olduğunu ve yüzeyinde sadece bir donmuş su katmanı değil, bir su okyanusu olduğunu ortaya çıkardı. Daha sonra Voyager 2, Uranüs'ün aylarının da kayadan ve sıradan su buzundan oluştuğunu bulmuştu...

NASA, 1974 / 1975'te uzaya gönderilen Mariner 10 adlı insansız uzay aracının dünyaya gönderdiği fotoğraflarda Marsın yüzeyinin su buharıyla kaplı olduğunu gösterdi.

Aralık 1978'den sonra Pioneer-Venüs l ve 2 adlı iki insansız uzay aracı tarafından Venüsün uzun süre incelenmesiyle elde edilen veriler, bulguları analiz eden bilimcilerden oluşan ekipleri, Venüs'ün "bir zamanlar en azından ortalama 10 metre derinliğinde suyla kaplı olabileceği" konusunda ikna etmiştir. Venüs, diye sonuca vardılar. Bugün buhar halinde sahip olduğu suyun en azından 100 katına, bir zamanlar su olarak sahipti." Ardından gelen çalışmalar bu kadim suyun bir bölümünün sülfürik asit bulutlarını oluşturmakta kullanıldığının, bir kısmının da gezegenin kayalık yüzeyini okside etmek üzere oksijeninden vazgeçtiğini önermekteydi.

NASA, Viking 2 insansız uzay aracının durduğu yerdeki zeminde don olduğunu bildirmişti. Don tabakasının su, su buzu ve donmuş karbondioksit (kuru buz) içerdiği bulunmuştur. Mars'ın kutuplarındaki buz tabakalarının su buzu ya da kuru buz içerip içermediği tartışması NASA'nın JPL bilimcilerinin Pasadena'daki (Caltech) California Teknoloji Enstitüsünde Ocak 1979'da düzenlenen 2. Uluslararası Mars toplantısında güney kutbu değil ama "kuzey kutbu su buzu içermektedir" diye açıklama yapmalarıyla sonuca bağlandı.

Dünyamızdan 800 kat daha büyük olan Satürn'ün yüzeyine henüz nüfuz edilemedi. Pioneer 11 1979'da Satürn'ün halkalarının ve Aylarının büyük ölçüde olmasa bile, su buzundan ve hatta belki de sıvı sudan oluştuğunu ortaya çıkartmıştır.

 

Jüpiter, Pioneer 10 - Pioneer 11 ve Voyager tarafindan incelendi. Sonuçlar Satürndekilerden pek farklı değildir. Gaz devi gezegenin çok büyük miktarlarda radyasyon ve ısı yaydığı ve şiddetli fırtınalara tabi olan kalın bir atmosferle sarmalandığı bulundu. Ancak bu nüfuz edilemez örtünün, esasen hidrojen, helyum, metan, amonyak, su buharı ve muhtemelen su damlacıklarından oluştuğu bulundu, bilim adamları, bu kalın atmosferin daha da aşağılarında bir yerlerde sıvı suyun olduğu sonucuna vardılar. Jüpiterin aylarının da su buharı ve su damlacıkları ile kaplı olduğu sonucuna vardılar. Özellikle lo, Europa, Ganymede ve Callisto uydularıdır...  

 

 

Ufoloji Forum: 

Sn. Barisaslier

çok  detaylı anlaşılır ve güzel bir derleme  eline sağlık.

 

saygılar..

Ayrıca benim dunya dışı yaşam ile ilgili bir teorimi  burada hatırlatmak isterim.

 

 

Sadece bizim galaksimizde üzerinde yaşam olan 21 gezegen mevcuttur. Bunları henüz keşfedilmemiş

gezegenlerdir.

 

Diğer galaksilerle ilgili henüz bir bilgim yok

 

 

saygılar.

 

palindromik bu bilgiyi neye göre verebiliyorsun. gitmiş görmüş ve bize anlatan bir gezgin edası var. kaynak bilgini merak ettim... yazarsan sevinirim. okumak lazım

erhanpehlivan

 

Diğer arakdaşları bilmiyorum  ancak benim iletişimde  olduğum varlıklardan alıyorum.

ancak çok detaylı bir bilgim yok.. henüz.

 

saygılar.

 

 

 

 

iletisimde oldugunuz varlik dünyavi bir varlik mi yoksa baska gezegenden bir ziyaretcimi ?

palindromik galaksimizde üzerinde yaşam olan keşfedilmemiş 21 gezegen olduğunu yazmışsın nereden biliyorsun.

mantıklı bir bilgi veremiyorsan burayı meşgul etme lütfen

240 k lik uzay gemileri ne kadar mantıklı ise buda en az o kadar mantıklıdır. birde usluplerine dikkat etmeni tavsiye eerim..

 

kendine esrarengiz bir hava vermeye çalıştığının farkındayım. sana inanmamızı istiyorsan istanbulda ne zaman ve hangi ilçenin üzerinden saat kaçta ufo geçecek söyle bakalım.

farkında olduğunu sandığın şeyin farkında bile değilsin derim.  sorduğun sorudan belli..

benim yazdıklarımla sorduğun sorunun alakası varmı bir düşün derim. ama farklı bir bilgi vereyim.

istanbuldan ufonun geçmesine gerek yok zaten İstanbulda benim bildiğim 1 tane ufo var...sabit.. ve yer altında.

 

başka varmı bilmiyorum.

 

bir yerlerden geçen ufo görüntülerinin % 99,9 u sahte yada yanlış yorumlama.( ddv anlamında ufoyu kastediyorum)

bildiğimiz market poşetlerini bile belli bir uzaklık ve gun ışığı açısındna rüzgara kapılmış halini görseniz ufo sanarsınız. o derece sahteler yani..

bilginize.

 

 

 

bende galaksimizde üzerinde yaşam olan 333 gezegen var diyebilirim soranlarada inanmıyorsanız gidin sayın derim.  ama bu bilgiyi bir varlık bana iletmiş olsa bile başkalarıyla bunu paylaşmazdım çünkü insanlara inandırıcı mantıklı bir delil sunmalıyım. bunuda yapamayacaksam hiç böyle bir iddiada bulunmam insanlar kandırıldıklarını düşünürler haklı olarak.

   bizler hiç ufoya girmedik ama onlarla  ilgili bilgi alışverişi yapıyoruz çünkü deliller var videolar fotoğraflar var. sen delilin yokken iddia uzaylılarla iletişim halinde olduğunu iddia ediyorsun sana kim inanacak. bu neye yarayacak. kendini komik duruma düşürüyorsun.

    madem ki istanbulda yerin altında ufo var diyorsun yetkililere adres verde gidip tespit yapılsın sende tarihe geç. ne dersin. istediğin bu değilmi.

1.sana aşağıdaki açıklamayı  okumanı tavsiye ederim. Bu kadar yuksek olasılıkların yanında benim tahminim

çok mütevazi kalır. Ben bunları yazarken en azından okuyanların belli bir bilgi birikimi seviyesinde olduğunu

düşünerek yazıyorum ama her seferinde konuları sıfırdan ele almak zorunda kalıyorum. evrenden bu kadr bi

haber olupta yorum yazmak ne kadr inandırıcı  "bilgi sahibi  olmadan fikir sahibi olmuşsunuz" malesef.

2. olarak hala bazı şeylerin farkında değilsin. ünlü olmak mış!!!adres vermekmiş.!!!bunlar henel evren ve yuksek

bilinç düzeyinde bakabildiğin zaman çok saçma ve gereksiz insanın özellike  zayıf insanların heverslerinden

ibaret istekler. ünlü olmaktan paradan çok daha önemli şeyler oldğunun farkında olmanı beklerdim. isteğim bahsettiğin şeyler olsa burada olmazdım demekki senin ile iletişime geçme ihtimalleri yok anında ispiyon eder ele verirdin onları bu da düşünce tarzını ele veriyor.

ancak kendileri isterse  bunu yaparlar bana ihtiyaçları yok... bende senin mantığına göre gammazcılık

yapmalıyım öylemi. yazık bu düşünce tarzına gerçekten üzüldüm...

 

ben ufoya girdiğimi söylemedim. böyle bir kanıya nereden vardın merak ettim doğrusu. konuyu

saptırıyorsunuz.kimin inanıp inanmaması o kadar umurumda değil. Bu forumda yayınlanan ( bilimsel konular

hariç. ) tüm yorum vepaylaşımlara bakın hepsi kanıtısız. kanıt siye sunulanlar bile aslılsız. somut tek bir bilgi

verin..

insan kaçırılmaları ve çipler  bunlarda  asılsız  ( çipler DDv kaynaklı değil anlamında asılsız)...... iletişimde olanlar

olabilir buna inanırım ama ıspat yok....

 

 

 

 

Galaksimizde Uygar Yaşam Olan Gezegen Sayısının Tahmini

İnce kenarlı mercek biçimindeki galaksimizin yarıçapı 50.000 IY(*) Güneş ise merkezden 27.000 IY uzaktaydı (Robert Julius, 1886-1956) 1998 Mart ayında gerçekleştirilen ince hesaplar sonucunda bu uzaklığın 23.000 IY olduğu saptandı.
Galaksinin kütlesi kesinlikle Güneş'in 100 milyar katından fazladır ve bazı tahminlere göre 200 milyardır. Orta bir sayı elde etmek için Galaksi kütlesinin Güneş'in kütlesinin 160 milyar katı olduğunu söyleyebiliriz.

Galaksinin kütlesi; yıldızlar, aydınlık olmayan gezegensel gökcisimleri, toz ve gaz bulutlarından oluşur.  Galaksideki yıldızların kütlesi, toplam kütlenin %94'ünü oluşturduklarını  söyleyebiliriz. (Örneğin: Güneş'in kütlesi, Güneş sisteminin %99,86'sıdır.) Galaksideki yıldızların kütlesini, Güneş kütlesinin 150 milyar katına eşit olduğunu varsayabiliriz. Güneş ortalama bir yıldızdır.Ancak gökcisimleri küçüldükçe olası sayıları da artacağından ortalama yıldız kütlesi, Güneş'in kütlesinin yarısı kadarsa, Galaksimizde 300 milyar yıldız bulunmaktadır. Her gördüğümüz yıldıza karşılık gözle göremediğimiz 50 milyon yıldız vardır.  Lokal Grup adı verilen "galaktik küme"de (Samanyolu, Andromeda, Macellan Bulutları) ~1,5 trilyon yıldız bulunabilir. (3 milyon IY'da) 1milyar IY ötelere kadar bu sayı 1 milyarı bulur. Son incelemelere göre evrenin yaklaşık 15 milyar yıllık olduğu belirlenmiştir. Bundan dolayı, gözlemlenebilir evrende 200 milyar galaksi bulunabilir.  Orta boyutta bir galaksi olan Samanyolu'ndan 100 kat daha fazla kütleye üye galaksiler bulunduğu gibi, yüzbinde biri kadar olan galaksiler de vardır.  Ortalama bir galakside 10^10 yıldız olduğunu varsayabilriz. Demek ki gözlemlenebilir evren içinde 2x10^21 yıldız var demektir. Buna göre milyarda bir teknolojik uygarlığın var olma olasılığı böyle bir evrende 2 trilyon farklı uygarlığın var olacağı anlamına gelmektedir. Daha önce sözünü ettiğimiz sayıyla başlarsak:

I - Galaksimizdeki yıldızların sayısı: 320.000.000.000

Tek başına yıldız, yaşamın varlığını garanti edemez. Bunun için yıldız yakınında bir gezegen bulunmalıdır. Yıldız tarafından enerji verilen ve ısıtılan bu gezegende yaşam var olabilir. Onun için gezegen sistemini dikkate almalıyız. Güneş sistemimizin nasıl oluştuğunu saptayabilirsek, diğer gezegen sistemlerinin nasıl oluştukları konusunda bir takım sonuçlar çıkarabiliriz. Nebula hipotezine göre, her yıldızın bir gezegen sistemi olacaktır. Açısal momentum, ayrık bir gökcisminin ya da bir sistemin dönme eğiliminin bir ölçüsüdür. Açısal momentum iki şeye bağlıdır: Maddesel noktanın bir eksen ya da bir cisim çerçevesinde dönüş hızına ve dönüş merkezine olan uzaklığına. Bu sabite, açısal momentumun sakınımı yasası denir. Bu yasaya göre, uzaklık küçüldükçe, dönme hızı artar ya da uzaklık büyüdükçe, hız küçülür. Güneş, sistemin açısal momentumunun %2'sine iyedir. Geri kalanı sistemdeki diğer cisimlerde bulunmaktadır. %60'ı Jüpiter, %25' Satürn'e aittir.Eğer sistemdeki tüm gökcisimlerinin açısal momentumları Güneş'e lenirse -açısal momentumun sakınımı yasasına göre- Güneş, ekseni çevresindeki dönüşünü yarım günde tamamlayacaktı! Salınım yapan her yıldızın gezegenleri olduğunu ileri sürmek ne derece doğrudur? Sirius'un salınımı, Güneş'e benzer bir yıldızdan kaynaklanır. 61 Cygni, Barnard, Ross 614 ve Lalande 21185 'te salınımlar gözlendi. Gezegen sistemlerini tüm yıldızların %93'ünü ağır dönen yıldızlarla sınırlayacak olursak:

II - Galaksimizdeki gezegen sistemlerinin sayısı: 297.000.000.000

Büyük bir yıldızda ekosfer (yaşam koşullarını sağlayacak uzaklıktaki kabuk) çok daha uzak olacaktır. Gezegenimiz dev yıldızın çevresinde, -Isaac ASIMOV'un örneğine göre- 366 milyar Km. uzakta olduğunu düşünürsek (Pluton'un Güneş'ten uzaklığının 62 katı) yıldız çevresindeki dolanımı 14.500 yıl olacaktır. Dairesel görünmeyecek kadar olan bu uzaklıktan bile Güneş'in dünyamıza verdiği kadar ısı ve ışık verecektir. Güneş'ten sönük görünmesine rağmen morötesi ve x-ışınlarının akışı yaşam için öldürücü olacaktır. Ayrıca, gezegenin konumu atmosferinin kalınlığını ayarlayarak çözümlenemeyecek bir sorun. Bir yıldız, tüm varlığı süresince yaşam için elverişli değildir. Önce, nükleer ateşlemelerin merkezinde başlayacağı noktaya dek yoğuşmalıdır, ancak ondan sonra yayınlamaya başlar. Sonuç olarak, yoğuşma dengeli bir safhaya ulaşır ve radyasyon, belli bir en üst sınıra vardıktan sonra orada kalır Buna yıldızın normal hali denir. Gördüğümüz yıldızların %98'i bu haldedir.Bir yıldız da ancak normal haldeyken yaşama hizmet edebilir.  Güneş, normal hal süresinin henüz yarısını bile tamamlamamıştır. Güneş'ten 70 kat büyük olan dev bir yıldız korkunç yerçekimine dayanabilmek
için aşırı oranda hidrojen tüketecektir ve normal halde kalabilme süresi en çok 500.000 yıl sürecektir. Bu süre, insan ömrü için çok uzun olmakla birlikte yaşamın uygarlık düzeyine çıkabilmesi için bir gezegenin 5 milyar yıllık bir zamana gereksinimi vardır. Dolayısıyla Güneş'in 1,4 katından daha büyük kütleli bir yıldızın yaşamın gelişmesine hizmet edemeyeceği sonucuna varılabiilir. Öte yandan Güneş'in 1/16'sı kadar olan cüce bir yıldız, (Jüpiter kütlesinin
65 katı ya da 150.000 Km çapında olacaktır) Dünyamızın, bu yıldızın merkezinden 300.000 Km. uzakta onun çevresinde döndüğünü varsayarsak, gezegenimizin bir yılı 1,1 saat kadar olacaktır. Alınan enerji biraz faklı olacak ancak bu yıldız, Dünya'dan Güneş'in 3.000 katı büyüklükte görünecektir! Hiç morötesi ışık veremeyecek olan bu cüce yıldız, pek az görünür ışık verecek ve enerjisinin çoğu kızılötesi ışık durumunda olacaktır. Güneş'in Dünya üzerindeki etkisinin, Ay'ın Dünya üzerindeki gelgit etkisinin %46'sı kadardır. Ancak bu cüce yıldızın kütlesinin, Güneş'in kütlesinin 1/16'sı kadar olmasına karşın, bunun yer üzerindeki gelgit etkisinin 150.000 katı olacaktır. Bu etkiyle cüce yıldızın ekosferindeki gezegenimiz sonunda dönüşünü durduracak ve bir yüzü tamamen yıldıza bakacaktır. Böylece gezegenin her iki yanında sıvı su kalmayacaktır. Alacakaranlık kuşağında bile, yıldıza bakan yüzeyindeki sıcaklık dolayısıyla atmosfer kaybolacak, yaşanmaz duruma gelecektir. Sonuç olarak M2 tayf sınıfından küçük yıldızları (cüce yıldız) devre dışı bırakabiliriz.
O halde F2 (Güneş'in 1,4 katı) ve M2 (Güneş'in 0,33 katı) tayf sınıfları arasındaki yıldızların yaşam süresi zekanın oluşmasına fırsat verecek denli yeterlidir. Bu aralık içindeki yıldızlar "Güneşimsi Yıldızlar"dır ve galaksimizdeki oranı %25 kadardır.

III - Galaksimizdeki Güneşimsi yıldızların çevresinde dönen gezegen sistemlerinin sayısı: 75.000.000.000**

Güneşimsi ikiz yıldızın birbirine yakın bir şekilde bulunması, herhangi birinin çevresinde yerimsi bir gezegenin dolaşması şansını azaltır. Bugün ise beş hatta altı yıldızlı sistemler bilinmektedir. Çoklu sistemlerin, yaşamın gelişmesine bir katkısı olmayacaktır. Eğer sistemimizin oluşumu sırasında Jüpiter'in kütlesi 65 kez daha çok olsaydı bu kütle kaybı Güneş için pek önemli olmayacak, bugünkü görünümünü koruyacaktı. Jüpiter de soluk kırmızı, cüce bir yıldız olacaktı ve böylece
Güneş de ikili bir sistemin parçasını oluşturacaktı.Galaksimizdeki yukarıda sözünü ettiğimiz 75 milyar yıldızı gruplandırırsak;

30 milyarı (%40) tek yıldızdır.
25 milyarı (%33) cüce bir yıldızla ikiz oluşturur.
18 milyarı (%24) benzeriyle ikiz oluşturur.
2 milyarı (%3) dev bir yıldızla ikiz oluşturur.

Zekanın gelişmesi için gerekli yaşa ulaşmadan önce dev yıldız üstnova durumunda patlayacağından bu 2 milyar yıldızı hesaptan çıkarmamız gerekir. Eğer bir bulutsu iki yıldız durumunda yoğuşursa, iki yıldızın kalıntı
maddeler toplamakta tek yıldızdan daha etkin olabileceğini ileri sürebiliriz. Birinden kaçacak olan gezegen maddesi, diğeri tarafından tutulacaktır. Dolayısıyla sonunda iki yıldız oluşacak ancak hiç gezegen olmayacaktır. Robert S. Harrington'un hesaplarına göre; eğer güneşimsi bir yıldız ikiz bir yıldızın bir parçasıysa ve eğer aralarındaki uzaklık güneşimsi yıldızın ekosferinin en az 3,5 katıysa, o zaman yararlı bir ekosferdir. Yani bir gezegen, iki yıldızın ağırlık merkezinden, bu iki
yıldız arasındaki açıklığın 3,5 katı kadar uzakta bulunursa, dengeli bir yörüngeye sahip olacaktır. Tek başına bütün güneşimsi yıldızların yararlı ekosfere iye olduğunu varsayabiliriz (Yaklaşık 30 milyar yıldız).
Benzeriyle ikiz oluşturan güneşimsi yıldızların üçte biri (6 milyar), bir cüce yıldızla ikiz oluşturan ikizlerin (cüce bir yıldızın gerek yerçekimi, gerekse radyasyon açısından bir gezegen sistemini etkilemesi olasılığı çok düşük
olacağından) bu tür güneşimsi yıldızların üçte ikisi (16 milyar) yararlı ekosfere sahiptir diyebiliriz. Buna göre;

IV - Galaksimizdeki yararlı ekosfere iye güneşimsi yıldızların sayısı: 52.000.000.000

Güneşimsi bir yıldız, yararlı bir ekosfere iye olabilir ama yine de yerimsi bir gezegenin bu ekosfere dönmesi olanaklı olmayabilir. 15 mlyar yıl önceki başlangıçta hidrojen ve az miktarda helyum vardı. Gazın hemen hemen tamamı, ilk oluşan küçük ve orta boyutlu yıldızların çevresinde toplandığından, galaktik merkezdeki yıldızlararası bölgelerde hemen hiç gaz yoktur.  Galaksinin merkezi bölgelerinin karakteristiği olan bu yıldızlar, II. yıldız topluluğu olarak adlandırılırlar. Bu yıldızlar büyük miktarda hidrojenle az oranda helyumdan oluşmuşlardır. Bu topluluk çevresinde oluşan gezegenler Jüpiter ve Satürn'e benzeyecekler ama su, amonyak, ve metan ve diğer maddelerden yoksun olacaklardır. Bu nedenle II. Yıldız topluluklarında yaşam için uygun gezegenlerin bulunması söz konusu değildir. Dev yıldızlar bakımından varsıl ve merkezi bölgeye göre yıldızların daha geniş bir hacme gelişigüzel dağıldığı galaksi eteklerine I. Yıldız topluluğu (Galaksi'nin bizim bölgemizdeki yıldızlar bu tiptedir.) adı verilir. Bu bölgeler, gaz ve toz bulutları bakımından varsıldır. Burada oluşan dev yıldızlar, normal durumlarında uzun süre kalmamışlardır. Gerçek devasalar birkaç yüz bin yıl, titanlar birkaç milyon yıl, küçük devlerse bir milyar yıl ayakta kalmıştır. Oluşumundan beri Galaksimizin eteklerinde 500 milyon üstnova patlaması oluşmuş olabilir. Bu patlamalar, uzayı karmaşık elementler bakımından oldukça varsıllaştırmış, yoğunluğu arttırmıştır. Ortaya çıkan kuvvetler, birtakım girdap ve sıkışmalar yaratarak yeni bir yıldız ve yıldız grupları oluşumunu başlatmış olabilir. Eski bir yıldızın ölümünden sonra ortaya çıkan bu yeni yıldızlar ikinci kuşak yıldızlar olarak adlandırılır. 5
milyar yaşında olan Güneşimiz de ikinci kuşak yıldızlarındandır. Yaşam oluşturabilecek güneşimsi yıldızlara bakarken, I. yıldız topluluğunun ikinci kuşaktan olanlarını dikkate alacağız. Galaksi merkezinin küçük bir kısmı dışındaki geniş dış bölgeler I. yıldız topluluğuna aittir. Galaksideki yıldızların %80'i merkezde sıkışmıştır, geri kalan %20'sinin ancak yarısı (toplamın %10'u) ikinci kuşak yıldızlardır. Ancak bunların çevresinde dönen yerimsi gezegenler vardır:

V - Galakside yararlı ekosferi olan II. kuşaktan I. topluluk güneşimsi yıldızların sayısı: 5.200.000.000

Gerekli olan, yalnızca yaşam oluşturacak bir yıldızın değil, aynı zamanda üzerinde yaşam oluşacak bir gezegenin de bulunmasıdır. 5,2 milyar güneşimsi yıldızın gezegenleri nerededir? Yıldızın sıvı suyun olabileceği ekosferinde hiçbir gezegen bulunmayabilir. Küçük gezegenler yıldıza yakın, büyükleri ise daha uzakta bulunurlar. NASA'dan Michael Hart'a göre, Güneş'in ekosferi 10 milyon Km. kalınlıkta olabilir ve Dünya'nın bu bölgede bulunması tam bir rastlantıdır. Bir gezegenin bu ekosfer içinde bulunma olasılığı kabaca 1,0'dir. Biz bu olasılığı yarısını alacak olursak;

VI - Galakside yararlı ekosfere iye olan ve bu ekosfer içinde bir gezegeni bulunan II. kuşaktan I. topluluk güneşimsi yıldızların sayısı: 2.600.000.000

Bir gezegenin, yıldızın ekosferi içinde olması yaşamın var olabileceği anlamına gelmemelidir. I. topluluk yıldızlarında bile hidrojen ve helyum dışındaki maddeler miktarca az olup büyük bir dünyanın oluşumunda kullanılamazlar. Bir gezegen, yaşamı sürdürebilmek için, bir atmosfer tutmaya yetecek ve bir yerçekimi alanı üretecek kadar bir kütleye iye olmalıdır. Ekosfer dahilinde Yer'in 0,4 katı kadar bir kütle yeterli olabilecektir. Uygun yıldızları çevreleyen uygun ekosferlerdeki dünyaların yarısının  -sistemimizin tüm evren için geçerli olduğunu düşünürsek- kütlece yaşanabilir olduğu sonucuna varılabilir. Böyle gezegenlerin gaz, sıvı ve katı durumunda yüzey sularına iye olma olasılıkları yüksektir, karakter olarak "yerimsi" olacaklardır.

VII - Galaksimizde yararlı bir ekosfere ve bu ekosfer içinde dönen "yerimsi" bir gezegene iye II. kuşaktan I. topluluk Güneşimsi yıldızların sayısı: 1.300.000.000

Bu koşullarda bile dış merkezli bir gezegen yaşam için uygun olmayacaktır.  Yine eğer gezegenin dönme ekseni, yıldız çevresinde dönüş düzlemine göre aşırı yatıksa, aşırı koşullar yaşamın var olma şansını azaltacaktır.  Atmosferin kalınlığı ve geçirgenliği, gezegenin yıldız çevresinde dönüş hızı da önemli bir etkendir. Sezgisel olarak her iki yerimsi gezegenden ancak birinin bütün önemli karakteristikleriyle yerimsi olduğunu varsayabiliriz.  Gündüzler ve geceler makul uzunluktadır, mevsimler aşırılıklara kaymaz, okyanuslar ne çok geniş ne de çok dardır, yerkabuğu jeolojik olarak ne çok dengesiz ne de çok atıldır.

VIII - Galaksimizdeki yaşanabilir gezegenlerin sayısı: 650.000.000

Bu demektir ki Galaksimiz' deki her 492 yıldızdan ancak biri yaşanabilir bir gezegene iyedir. Carl Sagan, Galakside bir milyar kadar yaşanılabilir gezegen bulunduğunu ileri sürmüştür. Yaşanılabilir gezegenler üzerindeki yaşam hakkında genelde akıllıca bir şeyler söyleyebilmemiz için, yeryüzünde yaşamın nasıl oluştuğuna ilişkin akla yakın bir şeyler söylemiz gerekir. Kendiliğinden üreme diye bir şeyin var olmadığı ve insanların gözlediği kadarıyla bütün yaşamın daha önce var olan başka yaşamlardan kaynaklandığı anlaşılınca, yaşamın yeryüzü üzerinde ya da başka gezegenlerde nasıl kaynaklandığına karar vermek güçleşti. Moleküllerin rastlantısal çarpışmaları ve rastlantısal enerji absorbsiyonu sonucu laboratuvarlarda oluşan değişimlerin, her zaman bildiğimiz yaşam doğrultusunda olması etkileyicidir. Bu deneyler (Stanley Lloyd Miller tarafından yaşayan dokuların şaşılacak kadar çeşitli temel molekülleri "kendiliğinden" üretildi.) yaşamın, bir takım kimyasal reaksiyonların sonucu olduğunu gösteriyordu ve yaşamın yeryüzünün ilk zamanlarında oluşmuş olması kaçınılmazdı. Aynı şekilde göktaşı incelemeleri, genelde, laboratuvar çalışmalarını desteklemiş, her şeye karşın yaşamın doğal, normal, hatta kaçınılmaz bir olgu olduğunu göstermiştir. Atomlar, en az şansa iye oldukları zaman bile, bizim yaşamımız doğrultusunda bileşikler üretmek üzere bir araya gelme eğilimindedir. Yıldızlar arası uzayda otuz kadar çeşitli türden moleküller saptanmıştır. Dış uzayda bile, oluşumun yönü, yaşam doğrultusunda görünmektedir. Yaşam, yeryüzünün ilk zamanlarında kendiliğinden başladı ve kanıtlara göre, bu iş kolayca gerçekleşti. Bu doğrultudaki reaksiyonlar kaçınılmazdı. Öyleyse yaşam, er ya da geç, üzerinde yaşanılabilir bir başka gezegende de başlayacaktır.
En eski Kambriyum fosilleri 600 milyon yaşındadır ve bu rakam insanı yaşamın yaklaşık olarak bu zamanlarda başladığı varsayımına yöneltmektedir. Gezegenimizin 4,6 milyar yaşında olduğunu bildiğimize göre, demek ki Dünya 4 milyar yıl boyunca yaşamsız var olmuştur. Amerikalı botanikçi Elso Sterreberg Barghoorn 1960'larda çok eski kayalar üzerinde çalışırken belli belirsiz karbon izleriyle karşılaştı ve araştırma sonucu bunların mikroskopik canlıların kalıntıları olduğunu gördü. Bu yaşamın bulanık kanıtları 3,7 milyar yıl öncesine dayanmaktadır. Yaklaşık olarak dünyamız 1 milyar yaşındayken yaşamın başlamış olabileceği sonucuna varabiliriz.

Güneş'in normal durumunda kalış süresi 12 milyar yıldır ve bu sayıyı güneşimsi yıldızlar için ortalama bir değer olarak alabiliriz. Eğer yaşam Dünya' da bir milyar yıl sonra göründüyse, demek ki tüm yaşam süresinin (12 milyar yıl) ancak %8'i geçtikten sonra başlamıştır. O nedenle üzerinde oturulabilir gezegenlerin, yaşam sürelerinin %8'i geçtikten sonra yaşam sahibi olabileceklerini söyleyebiliriz. O ve B tayf türü dev yıldızlar yaklaşık bir milyar yıl kadar sonra oluşmuşlardır. Aksi durumda şimdi, normal durumlarında kalamazlardı. Eğer yıldızlar son bir milyar yıl içinde oluşmuşlarsa, bu süre içinde oluşum durumundaydılar ve oluşmaktalar... 1940'larda Hollanda asıllı Amerikalı gökbilimci Bart Jan Bok galaksi eteklerinde az çok küresel biçimde bazı donuk, yoğun ve tek başına duran toz bulutlarına dikkatleri çekti. Bu bulutların yıldızlar ve gezegen sistemleri şeklinde yoğuşmakta olduğunu ileri sürdü. Sagan galaksimizde her yıl ortalama on yıldız doğduğunu kestirmişti. Öyleyse belli bir oranda yıldız oluştuğunu varsayarak; üzerinde yaşanabilir gezegenlerin yüzde x'i henüz yaşamlarının %x'ini harcamamışlardır. Buna göre, üzerinde yaşanabilir gezegenlerin %8'i ömürlerinin, üzerinde yaşam oluşması için gerekli olan %8'lik kısmını harcamıştır. Daha doğrusu bir milyar yıldan daha gençtir. Buna karşılık üzerinde yaşanabilir gezegenlerin yüzde 92'si, üzerlerinde yaşam gelişmiş olabilecek kadar yaşlıdır.

IX - Galaksimizde üzerinde yaşam bulunan gezegenlerin sayısı: 600.000.000

Yaşamın yeryüzünde varolduğu ilk 2 milyar yıl süresince, egemen türler bakteriler ve mavi-yeşil deniz yosunları olmuştur. Bu canlıların kimyasını ve üremesini denetleyen DNA molekülleri içeren açık seçik çekirdekleri bile yoktur. Evrim yavaş da ilerlese 1,5 milyar yıl kadar önce, yeryüzünde 2 milyar yıldır yaşam varken ilk çekirdekli hücreler ortaya çıktı. Bunlar
büyük hücrelerdi, daha yeterli bir kimyaları vardı ve öncekilere göre daha büyük oranda fotosentez yapabilme yeteneğine iyeydi. 700 milyon yıl önce, yaşamın yeryüzünde 3 milyar yıldan beri var olduğu sıralarda, atmosferde %5 oksijen bulunuyordu. Organik bir bileşiğin oksijenle birleşmesinden açığa çıkan enerji, aynı miktardaki maddenin oksijen kullanmadan parçalanmasıyla açığa çıkan enerjinin yirmi katıdır. Hücreler gruplaşarak organizmalar oluştu. Böylece çok hücreli organizmalar gelişti ve bunları desteklemek için sert dokular oluştu. Bunlar kolayca fosilleşebiliyordu.  Zamanımızdan 600 milyon yıl önce karmaşık ve ileri düzeyde çokhücreli yaşam serpilmişti. 4 milyar yıl, yani Yeryüzü'nün tüm ömrünün 1/3'i geçmeden bu tür karmaşık canlılar ortaya çıkmadı. Eğer bu, yerimsi gezegenlerin bir özelliği ise, gezegenlerin üçte biri, tek hücreli yaşamadan daha çoğuna iye olamayacak kadar gençtir. Kalan 2/3'si karmaşık ve çeşitli çokhücreli yaşama iyedir.

X - Galaksimizde çokhücreli yaşama iye gezegenlerin sayısı: 433.000.000

Bizler zeki yaşam aradığımıza göre bu sayı yeterli değildir. Yaklaşık 370 milyon yıl önce ilk bitkiler karaları istila etti. 4,25 milyar yıl boyunca ıssız ve ölü kalmış olan kara, kıyılarından yeşermeye başladı. Onlarca milyon yıl daha sonra bitkileri hayvanlar izledi. Böcekler ve örümceklerden sonra sümüklüböcek ve kurtlar ortaya çıktı. İlkel sürüngenler (ilk omurgalılar) tümüyle kara hayvanları olarak 275 milyon yıl önce oluştu. Bir başka deyişle Yeryüzü, ömrünün %36'sını yaşamış olduğu zaman varsıl bir yaşam ortaya çıktı. Öyleyse diyebiliriz ki, üzerinde yaşanabilir gezegenlerin %64'ü varsıl bir kara yaşamına iyedir.

XI - Galaksimizde varsıl bir kara yaşamına iye olan gezegenlerin sayısı: 416.000.000

~180 milyon yıl önce ortaya çıkan ilk memeliler, sürüngenlere göre daha zekiydi. 75 milyon yıl öncesinde gözleri ve beyinleri gelişen primatlar, 35 milyon yıl öncesinde iki gruba ayrılarak küçük maymunlar ve lemurlar ile gelişmiş beyinli iri maymunlar oluştu. Yine yaklaşık 600.000 yıl önce Homo Sapien gelişti ve 5.000 yıl kadar önce insanoğlu yazıyı buldu.  öylece yazılı tarih başlayarak Dünya'nın bazı bölgelerinde uygarlık çiçeklendi. Uygarlık ortaya çıktığında Dünya, 4,6 milyar yaşındaydı ve ömrünün yaklaşık %40'ını tamamlamıştı. Üzerinde yaşanabilir gezegenlerin %40'ının uygarlık geliştirebilecek kadar yaşlı olmadığı, %60'ının ise yeterince yaşlı olduğu anlamına gelir.

XII - Galaksimizde teknolojik uygarlığın gelişmiş olduğu gezegenlerin sayısı: 390.000.000

Uygarlığımız 5.000 yıl sürmüştür. İyimser bir şekilde Dünya durdukça bir 7,4 milyar yıllık süre içinde teknoloji düzeyimiz daha da gelişecektir. Uzay uçuşları gelişmeden önce uygarlığın ancak 1/1.500.000'i geçmekte ve geri kalan süre teknolojik düzeyin daha da gelişmesi içindir. Bir başka deyişle; Galaksimizdeki 390 milyon uygarlıktan ancak 260'ı bizim kadar ilkel geri kalanları daha ileri düzeydedir. Eğer bu 390 milyon uygarlık galaksinin I.  topluluk yıldızlarına düzgün bir şekilde dağılmışsa, iki komşu uygarlık arasındaki uzaklık ortalama 40 IY olacaktır. Uygarlık doğar, teknolojk ilerleme nükleer bomba düzeyine gelinceye kadar hızlanır ve bir patlamayla ya da bir ıstırapla sona erer. Kendi durumumuzu kıstas alarak diyelim ki üzerinde yaşanabilecek 12x109 yıl ömürlü her gezegende zeki türler 4,6 milyar yıl sonra ortaya çıkar, 600.000 yıl boyunca yavaş yavaş bir uygarlık oluşturur ve bu uygarlık birdenbire sona erer.  Gezegen, üzerinde artık uygarlık oluşamayacak şekilde tahrip olmuştur.  600.000, 12 milyarın 1/20.000'i olduğundan Galaksimizde 650 milyon yaşanılabilir gezegeni 20.000'e bölersek, bunlardan ancak 32.500'ünün 600.000 yıl periyodunda ve Homo sapiens 'e eşdeğer zekada bir türü gelişmekte olduğunu buluruz. İlk uygarlığın doğuşundan sonra uygarlığın Yeryüzü gibi bir gezegende kalma süresi, gezegenin yaşama evsahipliği etme süresinin 1/740'i kadarıdır. Bu demektir ki her 570 bin yıldızdan ancak bugün biri var olan uygarlığın üzerinde parlamaktadır. Buna göre;

XIII - Galaksimizde teknolojik uygarlığın şimdi var olduğu gezegenlerin sayısı: 525.000

 

saygılar

palindromik çok kızmışın belli :) aslında benim sana vurgulamak istediğim nokta şuydu... "

sadece bizim galaksimizde üzerinde yaşam olan 21 gezegen mevcuttur. bunları henüz keşfedilmemiş

gezegenlerdir." bu anlatım tarzındı. :) evet beyler ben gittim gördüm buldum be yahuu ama nasa daha bulamadı. :) tamam bu tahmini çizelgeyi bilmeyen varsa elini kaldırsın demiyorum. çünkü herkesi biliyor varsayıyoruz. ama olasılıklar asla kesin olabilirlik çerçevesine ispat edilmeden alınamazlar. Veeeee grandrock zaten herkesin bildiği şeylerle kimse ünlü olamaz ... telif hakkı alınmamışsa :D

bu forumda bulunan hiç kimse ufolara inanmak zorunda değildir. herkes temel hakkı olan bilgi edinmek ve bildiklerini paylaşmak için çalışıyor. palindormik de benim gördüğüm kadarıyla buna değer veriyor... ve de öle pek atar sıkar tarzı yok ben sadece kesin konuşması komiğime gittiği için yazdım... yani ünlü yada artiz olmaya çalışıyor imajı yarattığı için değil... saygılar

erhanpehlivan  ;

 

onu biraz daha düzelteyim keşfedilmemiş yada blinipte açıklanmayan diyeyim.. daha isabetli olur..

 

Birde bilimsel keşifler haircinden benim yazılarımda mantalitem şudur  ; henüz kimsenin bilmediği yada bilinipte

paylaşılmayan yada gizlenen bilgileri ( tabi bu kabul ediliip edilmemesi ayrı bir konu ) paylaşmak.

Zaten şu ana kadar teori yada bilimsel paylaşımlarıma baktığınzıda bunları farkedeceksiniz.Sadece beklemedeyim zaman meselesi. Bri kısmının olması için belki ömrümüz yetmez .ancak yinede diğer konuları gün be gün ortaya parça parça çıkıyor.. Hepsi doğrumudur .Benim böyle bir iddiam yok sonuçta insanız baız tahmin yada teorilerimizde yanılabiliriz.Sizde takdir edersinizki bazı konularda çok kısıtlı bilgilere sahibiz..

 

dünyamıza bile yabancıyız % 90 dan fazlası bilinmiyor buna rağmen  herşeyi biliyoruz havasında takılanlar var. Bunların kendilerinden bile haberi yok. neyse bu konu uzun  buna fazla girmek istemiyorum.

 

evet ben de olasılıkların bile tamamında hayat olamayacağını biliyorum. Bu nedenle  525,000 rakamı ile 21 rakamı arasındaki farkı gayet iyi idrak etmişsinizdir.

 

son olarak  hayır kızmadım asla kızamam çünkü şuna inanıyorum ve biliyorum .

 

"Ne kadar bilirseniz bilin , blginiz karşınızdakinin anladığı kadrdır"   ( barısaslier den alıntı :)

"karşınızdakilere algısı ve bilgisi ölçüsünde konuşun"  ( bu bana ayrıca tavsiye edilmişti. )

 

bu nedenle açıklamadığım yada açıklayamadığım ( verilen izin ölçüsünde ) okadar çok şey varki .fırsat buldukça imkan oldukça konuların arasına sıkıştırıyorum bu bilgileri. dikkatli biri çok rahatlıkla anlar bunu...

 

 

saygılar..

Sevgili Barış'a verdiği bilgiler için teşekkür ederim...

biz gidip bulmadığımız sürece iletişim kurmicaklarmış gibi geliyo

Sevgili hypeRcube

 belirli bir zaman dilimi ve olaylardan sonra  temeasa geçeceklerine inanıyorum. .zamanı bilememekle birlikte bu olaylar silsilesinin

tahmini  3   4 asır civarında süreceğini tahmin ediyorum..

 

saygılar..

 

 

Sevgili barış,Konunun ana imajı olarak evrende yanlız değiliz, bizden başkalarıda var şeklinde bir anlam çıkmaktadır,yani kısaca bu..şimdi belki biraz ilahiyata dayalı bir yorum olacak ama konu ile alakalı gördüğümden dolayı şahsi fikirlerim olarak yazmak istedim..Bilimsel bir mantık ile düşününce evet evrende yanlız olmamızın imkanı yok,bu artık şüphe götürmez bir gerçek sayılıyor..dinsel anlamda da bu yine böyledir,peygamberin hatırı için insanları yaratan yaratıcı insanların hatırı içinde tüm kainatı yaratmıştır..Yani kainattaki her düzen,olay,madde ve her şey yine insanlar için yaratılmış olup insanların bilgisine sunulmuştur..

Eğer biz insanlar olarak evrende bilinmeyenleri araştırıp bulabiliyor isek demekki bu bilinmezler de bizim için meydana getirilmiştir..Daha doğrusu insanların hiç bir zaman bilemeyecekleri,anlayamayacakları evreni yaratıcı eğer insan olmasaydı yaratmazdı..Olayın ilginç yönü ise,dünya gezegeninin ve incecik atmosferinin insanların kullanımına yettiğini görüyoruz..Dünya insanların kullanımı,yaşaması için yeterli geliyor ise o halde bu muazzam boyuttaki evrenin neden var edildiğinide düşünmek gerekir..Yaratıcı burada adeta evet dünya size şu anda yetebilir ama ileride yetmeyecek ve evrenin başka yerlerine gidebileceksiniz ve başka canlılar ile tanışacaksınız çünkü ben evrende sizler için başka gezegenler ve başka canlılarda meydana getirdim demek istediğini anlayabiliriz..

Ve insanlar evrenin başka yerlerinde yaşayan canlılar için yaratılmış olmamakla beraber aksine, evrendeki diğer canlılar insan için yaratılmışlardır şeklinde anlayabiliriz..Bunu nereden anlıyoruz dediğimizde ise bunu yine kutsal kitaplardan özellikle kurandan anlıyoruz diyebilirim..Yukarıda belirttiğim gibi kurana göre insanlar peygamberin hatırı için yaratılmış olup,insanların hatırı içinde başka evrenler ve başka canlılar yaratılmıştır diye düşünebiliriz..Tabii bu olayın dinsel boyutu..Yani evrende yanlızmıyız veya değilmiyiz şeklinde düşünürken bunuda düşünmekte fayda var kanısındayım..

 

sizinle ayni fikirde degilim muzaffer bey,söyleki evren insanlar icin yaratilamayacak kadar büyüktür ( diger bir degisle insanin bulundugu yer, evrendeki 300 milyar galaksiden sadece biridir , kendi bulundugumuz galaksimiz samanyolunu bile cözememisken geri kalan 300 milyar galaksinin bizim icin  yaratilmis olmasinin hic bir manasi yoktur.misal bize en yakin olan andromeda galaksisinin üzerinde yasayan canlilarin bizler icin hicbir anlami olmayacaktir.merkeziyetci düsünce bilimde cok uzun süre önce terkedilmistir.bilim artik hic birseyin merkezinde olmadigimizi ,milyonlarca gezegenden sadece bir tanesinde yasadigimizi aciklikla ifade eder.

ikinci ve en önemli konu ise her yildizin ve her gezegenin olusum zamani farklidir.örnek dünyamiz 4,7 yil ile 5 milyar yas arasindadir.bizim gezegenimzden daha eski gezegenler elbetteki vardir.eger evrende yasam olduguna bi sekilde inaniyorsaniz  ,bizden daha önce evrimlesmis canlilar olduguna da inanabilirsiniz.bizleri dünyamiza kadar ziyarete gelen bu canlilarin tahmin edersiniz ki bizden cok daha önce evrimlestigini hatta biz yeni yeni yaziyi bulmusken onlarin garip cisimli ,maskeli ucan adamlarinin misir piramitlerinde ve pek cok magra bölgelerinde resimleri cizilmistir.bunun nedeni bu canlilarin bizden cok daha zeki olmasindan degil evrime bizden önce baslamis ve cok yok katetmis olmalarindan dolayi bizden önce var olduklarina bir kanittir.

ha bazilari dünya disi yasama inanmamaktadir ki ozaman bütün bu dediklerimi bi kenara birakabilirsiniz.ama siz yukarida belirtiginiz gibi dünya disa yasama inandiginizi belirtmissiniz ki ve bütün kainatin sadece insanlar icin yaratilmis oldugunu belirtmissiniz.bende bunun böyle olmadigina bütün kalbimle inaniyorum.saygilar..

Tabii ki benimle aynı fikirde olmayacaksınız sayın muzzi55..Fakat ben burada olayı dinsel açıdan ele aldığım için bunun böyle olduğunu yazdım..Ama sizin dediğiniz, bizden önce evrimleşmiş canlıların dünyamıza kadar geldiğini var saymak şu an için pek geçerli görünmüyor yani bizden önce onların evrimleşmesi konusu zaten bir muamma....Ya bizden daha ilkel iseler?..Daha doğrusu ben onların değilde bizlerin daha ileri olduğumuzu tahmin ediyorum,bu tabii sadece bir tahmin olmakla kalır..

Dünya dışı yaşama inanıyorum ve yazıda belirttiğim gibi,eğer bilimsel bir mantıkla düşünürsek tamam sizin söyledikleriniz geçerli olabilir,fakat ben buna dinsel bir şekilde yaklaştım ve bunuda belirttim zaten..

Ayrıca  evren insanlar icin yaratilamayacak kadar büyüktür diyorsunuz da ,ben "evren insanlar için yaratılmıştır" dediğimde bunu dini anlamda yazdım ve açıklamayıda belirttim yani sebebini yazdım ki sebep insan..sizin ise "evren insanlar icin yaratilamayacak kadar büyüktür" bu sözünüzde dinsel bir mantık olmamakla beraber bilimsel olarakta kanıtlanması mümkün değildir..Yani yaratıcıya bunu soramazsınız.evreni insan için mi,yoksa başka sebeplerden dolayımı yarattınız diye..Ama kutsal kitabımıza göre evrenin insanın hizmetinde olduğunu anlıyorum..

sorgulayis sebebbinizde biraz mantik hatasi oldugunu düsünüyorum o da sudur ki benim "evrenin insan icin yaratilmayacak kadar büyüktür " sözümün kanitlanamaz oldugunu demissiniz.ayni mantik sizin "insan icin yaratilmistir " sözü icinde gecerlidir (kanitlanamazdir).eger baska gezegenler üzerinde de milyonlarca bire bir bizim gibi insanlar yasiyorsa haklisiniz.ama bunun böyle olmadigi önemli ufo gözlemlerinde belirtilmistir.ve 3-4 yil daha sabir edebilirsek gercekelr aciga cikacaktir.ufo konusu uzatma dakikalarini oynamaktadir.daha fazal hali altina süpürülemezdir.daha önceki birkac yazismamizda da tartismis oldugumuz gibi ben olaya bilim gözü ile bakmaktayim.kisisel din iinanciniza saygim büyük fakat ben olaya bilimsel gözle bakmayi seciyorum..

Başka gezegenlerde bizim gibi insanların yaşıyor olması muhtemeldir neden olmasın veya olmaması için bir sebep mi var bence olabilir..Az önce yazdığım gibi olayın birde mahşer günü var,hani çeşit çeşit değişik fizik ve değişik beyinler yerine tek tip bir beyin, tek tip bir fizik (dil ve ırklar farklı olabilir tıpkı dünyadaki gibi)neden olmasın..Değişik görünümlü uzaylıların olduğu ne kadar gerçek ise insan benzeri uzaylılarında olduğu o kadar gerçektir diye düşünüyorum..Bu arada "evren insan için yaratılmıştır" sözü için ben kaynak gösterdim..

simdi dünyada milyonlarca sayida ,ufo gördügünü  belgeleyen ,fotograflayan insanlar mevcut ( ben bunlardan biri degilim :) ) ,hepisinin birden fotomontaj yada sahte oldugunu diyemessiniz sanirim.bu arada devlet belgelerine girmis ufo konulari bile mevcuttur.ingiltere daha yakin bir zamanda ufo belgelerini acikladi.yani dünyamiza kadar gelebilen canlilar pek tabi bizden daha ileri bir uygarliktir.ha siz dünyamiza gelmedigini israrla vurguluyorsaniz simdilik evalla demekten baska sansimiz yok sanirim :) ama 3-5 yila kadar zaten hersey aciga cikacaktir (2012 de gelicekler demiyorum ,bizim teknolojimiz onlari bulmaya yeticek adimlar atildi (bir iki yil icinde gönderilecek cok ileri uzay teleskoplari olucak,günes sistemimiz asiri gezegenleri icerdigi elementler acisindan inceleyecekler,yasam barindiriyor mu görme imkani olucak) ve artik saklanamaz bir hal alicaktir.ama dediginiz bir noktada size hak veriyorum ,o da , bizden daha ilkel  canlilarin da olucagidir.cünkü evrende sadece bir yada iki tane degil milyonlarca yasam formu olduguna inaniyorum ki isin dogrulanmamis matamatiksel   hesabi bunu verir bize.

simdi kesin olan bizim dünyamizdan önce olmusmus trilyonlarca gezegen oldugudur (bütün evrende).hatta günes sistemmimiz, saman yolundaki diger yildizlara nazaran daha genc bir yildiz sayilmaktadir.isin bilimsel boyutu buyken bizden önce yasam olusmus olma ihtimali oldukca fazladir ki bilim cevreleri bu konu hakkinda süphe duymuyorlar.ama zaten sizinde belirtmis oldugunuz gibi siz isin dinsel boyutunu dile getirmissiniz o konu artik tamamen kisisel inanisa dayandigi icin yorum yapmamiz mümkün degil tabiki. saygilar.

Sayın muzzi55..Bizden önce galaksilerin oluşması,bizden önce evrende başka canlıların var olmuş olması,bizim dünyamızdan önce milyarlarca gezegenin var olması vs.ayrı ve bilimsel bir platform olup,insanların sebebine bütün kainatın yaratılmış olması da dinsel anlamda daha ayrı bir platformdur..Sanırım bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir..Yani evet,bütün bunlar bilimselliğe dayalı ve bilimsel düşünülmesi gereken konular olmakla beraber bende bu tarz konulara tamamen bilimsel olarak bakmaktayım..Bu konuya bilimsel olarak bakmanın yanında ise olayın birde dinselliğinin olduğunu bertaraf etmememiz gerekir düşüncesi ile olaya kutsal kitabımızın da bakış açısının ne olduğunu dile getirdim..ve yaratıcının ne olduğunu insanların idrak edebilmeleri,anlayabilmeleri açısından evrenin yaratılmış olduğunu kasdediyorum..Dünya dışı yaşama inanan bir kişi olarak dünya dışından gelen ufoları yok sayamayız ama ben burada ufolara inanmadığımı değil,dünya dışı canlılarında insanların hizmeti için yaratılmış olduklarını veya olabileceklerini belirttim..Ayrıca dünya dışı canlılar dediğimizde belki başka dünya gibi gezegenlerde olup bu gezegenlerde tamamen insan olan yani bizim fiziki ve ruhsal ve beyinsel olarak aynı olan insanlarda yaşıyor olabilir..Yani uzaylılar dediğimizde mutlaka hani filmlerdeki gibi bazı yaratıkların olduğunu var sayamayız,ve yine dinsel anlam derken birde bütün bu canlıların neticede toplanacakları bir mahşer günüde var,ve mahşer gününde bir yanda insanlar,bir yanda tuhaf görünümlü uzaylılar peki nasıl olacak :))..Neyse buna daha sonra değinmek istiyorum..Teşekkür ederim muzzi55..

simdi bu olaylara dinsel acidan bakarsak söyle celiskiler olusur gelecekte ,bir gün gelirde ufolar aciga cikar (yani bizimle acikca iletisime gecerlerse - ki illa olucaktir zaman meselesidir).biz dersek kardesim iste bizim kitabimizda böyle yaziyor evren bizim  icin yaratilmisitir sizde bize hürmet ediniz vs gibi seyler söylersek bu varliklara,siz manyakmisiniz kardesim biz sizin inandiginizdan bambaska biseye inaniyoruz ,sizde kim oluyorsunuz  ki kainatin sahibi kesiliyorsunuz  diye dikilirler karsimiza :) biz sizden on binlerce ileri bir uygarligiz diye haklica bir tepki gelirse ,sizin inandiginiz bu bu dini boyutun onlar icin hic bir anlami olmadigi ortaya cikar ve bu en cok sizi üzer sanirim :) o yüzden kendimizi o kadar  bu konularda bu dogrultuda hapsetmeden, bilimin arkasinda tamamen objektiv bir durusta durup gelecegi bu yönde aramaliyiz.yani inanciniza saygi duymakla birlikte dini kitaplarin  her bilimsel olayin yazili oldugu bilim kitaplar olduguna inanmiyorum , aksi olsaydi ozaman biseyler kesfetmeye yeni bilimsel buluslar bulmanin bir manasi olmuyacakti.zaten hersey dini kitaplarda yaziliysa insanlik bilimsel acidan daha ileri gitmek icin niye cabalasin ? orada olmayan ne bulabiliriz sorulari gelir ki ? sanirim frakanslarimiz bu konu üzerinde biraz farkli :)orta yolda bulusmamiz biraz zor gibi bu konu hakkinda :) ama güzel bir tartisma oldu tesekkürler..

Güzel bir tartışma oldu deyipte kurtulacağınızı sanıyorsanız aldanıyorsunuz:)))...Tamam diyelim ki başka bir uygarlık ile yani uzaylılar ile bir gün iletişim kuruldu ve onlar dünyaya geldiler..Ve bizler dedik ki işte bizim kitabımız işte bizim dinimiz ve onlarda manyakmısınız nesiniz :)) biz tamamen başka bir şeye inanıyoruz diye söylerler ise ne olur diyorsunuz..

Burada cevaben ben de şunu söylemek istiyorum peki ya bu gelen uzaylılar aynı bizim gibi yani insan görünümlü ise ve bizim inandığımız yaratıcıya inanıyor ise ve bizimde aynı yaratıcıya inandığımızı gördükleri zaman bundan çok mutlu olurlar ve kendi geldikleri yerler hakkında ve kendi bilimleri hakkında bizlere yardımcı olacaklarını söylerler ise yani kısacası bize her konuda yardımcı olacaklarını söylerler ise bu dünya insanı için mükemmel bir olay olmazmı,tabii ki olur..

Haa sizin tabirinizle eğer başka bir şeye inanıyorlar ise bunu sadece şu an için bir varsayım olarak görebiliriz,fakat bana göre yine dünya dışı canlılar dünyaya kadar gelebiliyor iseler aramızda dinsel anlamda bir anlaşmamazlık olacağını pek sanmıyorum,çünkü bu anlamda dinin ikinci planda hatta üçüncü planda kalabileceğini düşünüyorum..

Uygarlıklarının bizden çok çok önde olması demek bizleri dışlayacakları anlamına da gelmez sanırım..Ve yine belirteyim ki ben daha önce bu konudaki fikirlerimi yazarken referans olarak gördüğüm kutsal kitaptan esinlenerek böyle bir kanıya vardım,yani benim referansım belli..Ama referans derken de sizinde belirttiğiniz şekilde her bilimsel konunun kutsal kitaplarda olmadığını bende çok iyi biliyorum.Ama konu "akıllı" dünya dışı yaşam olunca dünya dışı canlılarında,ne kadar değişik toplumlar olurlarsa olsunlar mutlaka bir dinlerinin olduğunu da düşünüyorum..Ve bunların dinlerininde yine bizim dinimiz ile daha doğrusu şu anda dünyadaki din,tanrı,yaratıcı ile ilişkili olduğunu düşünüyorum..Yani yaratıcı aynı ve tek olduğu için, hem onların hemde bizim yaratıcımız olduğundan dolayı her iki veya daha fazla uygarlıklarla tanıştığımızda aramızda özellikle dinsel hayat ile ilgili sorun çıkmaz demek istiyorum..

Bana görede güzel bir tartışma oldu ve merak etmeyin bir gün mutlaka anlaşırız :))..Teşekkürler muzzi55..

yok canim kurtulmak gibi bir niyetim yok benim aylarca bu konu üzerinde tartisabiliriz ki ben buna hazirim :) ama bisey degismez gibime geliyor :)  frekans farki var :) yazdiklariniza cevaben sunu diyebilirim ki ,

1.olarak, bizimle ayni seye inandiklarini ( bizimle derken dünyada onalarca din var gerci ya onlarda sasirir olaya ama :) diyelim  ki  kutsal diye tabir edilen 3 büyük dinden birine inansinlar ,hatta gönlünüz olsun diye islama inansinlar :) ),bu benim acimdan bi sorun teskil etmezdi.sadece aa deyip kücük bir saskinlik yasardim,hepsi bu :) ama tersi olursa ki siz siddetle evrenin ve bütün canlilarin insanlar icin yaratildigini vurguladiniz ; ozaman sizin inanclariniz sarsilir,cünkü bu bizden daha gelismis canlilar hic bir seye inanmiyorsa  yada bambaska bir inanc sistemleri varsa ozaman sizin hep dogru olarak algiladiginiz "evren insanlar icin yaratildi"  teoriniz cöker(benim böyle bir teorim yok) buda ruhsal acidan size büyük bi sarsinti yapar...sunuda illaki duymussunuzdur biyerlerden ,pek cok ufolog yada ddv ilgilenen uzmanlar,uzaylilarin varliginin aciklanmamasinin temel sebebinin bunlarin inancsiz yada evrenin temel yasalari denen dogal gelisim yasasina inandiklari(evrim teorisine benzer nitelikte),yani 3 büyük din gibi tek tanrili bir sistemleri olmadigini vurgulamaktadirlar.buda dünyadaki inanc sistemini kökten sarsacagi icin ,simdiye kadar ddv varliklar gizlenmistir diye iddialar mevcuttur .hatta eski ingiliz basbakani churcill in böyle bir aciklamasi mevcuttur.ha siz nekadar buna inanirsiniz o baska tabi:)

2.olarak onlar acisindan din konusunda bir problem olacagini sanmiyorum.bizden onbinlerce yil ileride olduklarini düsünürseniz bence net bir sekilde tanrinin varligini yada yoklugunu cözmüslerdir.yani ortasi olmaz onlarda (yani bazisi baska seye ,bazisi baska seye inanmazlar biizim dünyamizdaki gibi ),cünkü isin farkindaligina coktan varacak zihinsel ve olaganüstü teknolojik gelisime varmislardir.

uzun lafin kisasi su ki " evren insanlar icin yaratildi " söyleminize siddetle katilmiyorum :) evrenin büyüklügü hakkinda nekadar bilgi sahibi olunursa insan okadar daha bu söyleminizin desteksiz oldugunu anlar .biz 300 000 000 000 galaksiden sadece birinde bulunuyoruz. bize en yakin  mesafedeki andromeda galaksisine  isik hizi ile bile 2 500 000 yilda gidilebildigini (ki isik hizinda giden teknolojimiz yok),en uzaktaki galaksiyi  birakin en yakindakine bile gitmenin isik hizinda bile insan ömründen 35 000 kat daha fazla oldugunu düsünürseniz oradaki olasi canlilara ulasma imkanimiz yok, bizimle hic bir alakalarida olamaz ,hata muhtamelen cogunun farkimizda bile olmadiklarini anlariz.durum buyken bizi neylesinler sevgili muzaffer :).hala din adina,petrol ,para - pul adina  birbirini katleden biz dünyalilari tabiki kücümserler ve bizi kücümsemelerini de sonuna kadar hakli buluyorum.bu arada rakamlari uzunca yazdimki öyle evden -carsiye gidildigi gibi galaksilerin gecildigini düsünmemeniz icin :) iyi aksamlar..

Sayın muzzi55,Frekans farkı olmasaydı zaten aynı kanaate varıp olayı başından sonlandırmış olurduk,haksızmıyım..:)

1.düşüncenize istinaden olarak;Dünya dışı canlıların inançları ne olursa olsun bu benide rencide etmezdi onların herhangi bir dine mensup olmalarının yanında önemli olan tek bir yaratıcıya inanmalarıdır bunu vurgulamıştım zaten..

"bizden daha gelismis canlilar hic bir seye inanmiyorsa  yada bambaska bir inanc sistemleri varsa ozaman sizin hep dogru olarak algiladiginiz "evren insanlar icin yaratildi"  teoriniz cöker(benim böyle bir teorim yok) buda ruhsal acidan size büyük bi sarsinti yapar..."  dediğinizde,hayır bu beni asla sarsmaz,sarsmaz çünkü sözü edilen uzaylıların,onlara tebliğ yapıldığını varsayarsak  yaratıcıyı bilip bilmemesi önemli değil..Dünyada dahi insanlara tebliğ yapıldığı halde günümüzde yaratıcıya inanmayanların olduğunu biliyoruz bu anlamda uzaylıların bizim bildiğimiz yaratıcıyı tanıyıp tanımamalarının kendi adlarına ve yaratıcı adına bir önemi yok,yani onların yaratıcıyı tanıyıp tanımamaları yaratıcıya göre önemli değildir...Önemli olan ise yaratıcının onlarada bir inanç sistemini verdiğidir ve bu inanç sistemininde dünyadaki gibi herhangi bir din yerine sadece yaratıcıyı tanımak amaçlı olduğunu söylemek istiyorum..

Yine burada evrenin insanlar için yaratıldığı derken siz uzaylıların din ve inanç anlayışı ile bağdaştırmışsınız,yani evrenin insanlar için var edilmesi ayrı,uzaylı dediğimiz canlıların inanç anlayışları ayrı bir düşüncedir..

2.düşüncenize cevap olarak yine onların bizden ileri olduklarının yanında onların bizden çok geri olduklarınıda düşünebiliriz.Ve onların yine çeşitli  dinleri olabileceği gibi inandıklarının tek tanrı olduğunuda söyleyebiliriz ki bu onların sadece inananları için geçerlidir..Tıpkı dünyadaki hiristiyan,islamiyet ve diğer dinlerin var olduğu fakat tek tanrıya inananlar ve inanmayanların olduğu gibi..Işık hızı ve uzaklık konusunun insan ve uzaylılar ve yaratıcı üçlemi arasında bir problem teşkil edeceğini sanmıyorum çünkü aslolan kişisel temas değil inanç olduğu için..Ve ben yine evrenin insan için var edildiği teorisini destekliyorum,ama burada dikkat etmenizi istiyorum yani evrenin insan için var edildiğini söylerken uzaylıların neye inandıklarını yani islama veya bir başka dine inanmaları gerekir şeklinde empoze etmedim..Sadece dış dünyalılarında bir inançlarının olduğunu ve tek yaratıcıya yani bizim tanıdığımız yaratıcıyı onlarında bildiğini vurgulamak istedim..Teorimin arkasındayım :)) ..teşekkürler dostum..

muzaffer bey ,olayi kaydiriyorsunuz caktirmadan ama hadi o yönede de gidelim madem :) öce hepsinin bilincli olarak islama inandigini  yada insana hizmet edeceklerinin farkinda olduklarini diyorsunuz,sonra neye inansalarda fark etmez ,kitapta ne yazdigi önemli diyorsunuz..oldu mu simdi :)(kitap ta yazilanlari uygulamiyor olmalari zaten böyle bir sey olmadigini nacik kaniti olur) tersi beni ikna etmeye yetmez :)

2.olarakta net bir sekilde bunu vurguladim bizden yüz binlerce belki milyonlarca önce gelismis bir uygarlik neyin ne oldugunu zaten bulmustur.bizden geri uygarliklardan bahsetmiyorum.yani adamlar öyle bir noktaya ulasmis ki telepati vs gibi inanilmaz beyin gücü gerektiren yönleri mevcut.yani kalkipta inege tapinacak(yada kendi hayvanlari  varsa) degiller :) evrensel farkindaligin anlamini coktan cözmüslerdir.nicin var olduklarini biliyorlardir.eger tanriya inaniyorlarsa gercekten bunun izlerini bulduklari icindir yada tam tersidir.yani sahte dinlerle ugrasmayacakalrina emin olabilirsiniz.(bahsetigimiz bir uygarlik degil cok ileri bir sürü uygarligin genel özellikelrini diyorum).

ve yukarida en yaki ngalaksi icin uzaklik mesafelerini verdim .ulasamadigimiz galaksilerdek icanlilarin  bize ne gibi hizmeti olur sizden duymak istiyorum :)

Sayfalar